.
SüS TaŞLaRı
Doğal Kıymetli TaŞLaR

ÇESİTLİ GRUPLARDAN TAŞLAR


Çeşitli Gruplardan Değerli Taşlar
Yukarıda değerli taşları kimyasal yapılarına göre belli gruplara ayırarak anlattık. Aşağıda anlatacağımız taşlar, yukarıdaki gruplardan birine dahil edemediğimiz elemanlardan oluşmaktadır. Kuşkusuz bu taşların hepsinin dahil olduğu gruplar vardır. Ancak bu aşamada grup sayısını artırmanın algılamayı zorlaştıracağını düşünüyoruz. Bu nedenle grup sayısını çoğaltmak yerine bu taşların hepsini bir başlık halinde toplayarak alfabetik olarak vermeyi uygun gördük.

 
Elmas
Elmas
Elmas ve Pırlanta (Diamond)
Saf karbondan oluşan ve mücevher taşları içinde birinci sırada değer verilen bir mineraldir. Dünya üzerinde bilinen en sert maddedir. Mohs ölçeğine göre 10 sertlik derecesindedir. Bunun anlamı başka hiçbir madde onun üzerinde çizik oluşturamaz. O ise tüm maddeleri çizebilir. Camsı görünümlü saydam, kristal yapısı kübik veya izometrik olabilen bir taştır. Kristalleri genellikle beyaz (renksiz) ve şeffaftır. Ancak sarı, kahverengi, pembe, menekşe rengi, mavi ve yeşil renkli elmaslar da bulunmaktadır. Renkli olan tipleri genel olarak ‘fantezi elmas’ adı ile anılırlar. Elmas mücevher taşı olarak yüksek değere sahiptir. Yaygın olarak yüzük taşı şeklinde değerlendirilir. Bunun yanı sıra küpe ve kolye yapımında da kullanılmaktadır. Elmas çıkartılan ülkeler arasında Avustralya, Güney Afrika, Güney Amerika, Endonezya ve Hindistan başta gelmektedir. 
Elmasın tartılmasında ölçü birimi olarak karat kullanılır (1 karat = 0,200 gr) Karat kelimesi İngilizce’dir. Kelimenin kökeni ise Arapça ‘kırat’ denilen keçiboynuzu çekirdeğinden gelmektedir. Keçiboynuzu çekirdekleri eskiden 1 gramdan küçük ağırlıkları tartarken ölçü birimi olarak kullanılıyordu. İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi’nde dünya literatürüne girmiş 86 karatlık meşhur ‘kaşıkçı elması’ görülmeye değerdir. Elmasın iki önemli optik özelliği bulunmaktadır. Bunlardan biri, ışığı kırma kat sayısıdır. Elmasın yansıttığı ışık miktarı her zaman içine giren ışık miktarında daha fazladır. Böylece taş çok parlak bir görünüm kazanır. Diğer özelliği ise, ışığı renklerine ayırabilme niteliğidir. Elmasa baktığınızda beyaz ışığın gökkuşağı renklerine ayrıldığını görebilirsiniz. 
Elmasın 57 fasetli özel kesilmiş biçimine ‘pırlanta’ denilmektedir. Pırlanta üzerinde 57 faset bulunur. Faset, ışığı yansıtan açılı yüzeylere verilen isimdir. Bir pırlanta üç bölümden oluşur. Bunlar taç, kemer ve külahtır. Kemerin üstünde bulunan bölüme ‘taç’ denir. Taç bölümünde 33 adet faset bulunur. "Kemer" bölümü doğal, cilalı ya da fasetli olabilir. Kemer kalınlığı pırlantanın parlaklığını etkiler. Kalın kemerli bir pırlanta daha mat görünür. Kemerin altında bulunan bölüme ‘külah’ denir. Külah bölümünde 24 faset bulunur. Külah bölümü pırlantaya giren ışığın dışarı yansımasını sağlar. Külah ne kadar doğru açıyla kesilmiş ise, pırlantaya giren ışık o kadar iyi biçimde yansıyarak taçtan dışarı çıkar. Pırlantadan yapılan takıların çok pahalı olması insanları bunların benzerlerini yapmaya yönlendirmiştir. Pırlantanın taklitleri yine değerli taşlar olan topaz ve zirkon kullanılarak yapılmaktadır. Öncelikle bu taşlar fırınlanarak renksiz ve şeffaf hale getirilirler. Daha sonra pırlanta biçimli kesilerek parlatılırlar. Uzman olmayan kişilerin bunları ayırması kolay değildir.
  
Fluorit
Fluorit
Fluorit (Fluorite)
Kalsiyum fluorit bileşeni olan bir mineraldir. Camsı görünümlü, saydam ya da yarı saydam yapıda olan fluoritin sertlik derecesi 4 dür. Genellikle kübik kristal yapısına sahiptir. Bazen oktahedral yapıda da olabilmektedir. Sanayide çok geniş bir kullanım alanı bulunmaktadır. Saydam, kristal yapılı ve güzel renkli örnekleri takı taşı olarak değerlendirilmektedir. Doğada en fazla renk çeşitliliğine sahip minerallerden birisidir. Leylak, mor, yeşil, mavi, sarı, kırmızı ve beyaz renklerde bulunabilmektedir. Bazen de ‘renk cümbüşü’ olarak ifade edilen farklı renklerin bileşiminden meydana gelen örneklerine rastlanmaktadır. Renk cümbüşü özelliği gösterenler takı taşı olarak daha değerli kabul edilmektedir. Ülkemizde çeşitli yerlerde çıkartılmaktadır. Kırşehir-Kaman ve Ciçekdağı’nda mor, Yozgat’ta yeşil, Bursa-Uludağ’da ise beyaz florit yatakları bulunmaktadır.

 
Kalsit
Kalsit Kristali
Kalsit (Calcite)
Kalsiyum karbonat bileşimi bir mineral olan kalsitin çok fazla çeşidi bulunmaktadır. Bunların çoğu sanayide kullanım alanlarına sahiptir. Kalsit çeşitleri genellikle takı taşı olarak kullanılmazlar. Kristal yapılı ya da güzel renkli olan bazı çeşitlerinden nadiren değerli taş olarak yararlanıldığı görülmektedir. Bu nedenle üzerinde fazlaca durmayacağız. Ancak kalsit doğada çok karşılaştığımız minerallerden olduğu için ayırt edebilmek ve tanıyabilmek açısından kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır.
Adını eski Yunanca’da kireçtaşı anlamında ‘chalix’ kelimesinden alan kalsit, tüm kireçtaşlarının ana maddesini oluşturur. Bu nedenle kireçtaşı içinde oluşan mağaralarda sıklıkla kalsit çeşitlerine rastlanmaktadır. Mağaralardaki sarkıt ve dikitlerin tümü kalsit minerallerinden meydana gelmiştir. Dış görünüşü çok çeşitlidir, çoğunlukla yassı ya da prizmatik şekillerde, dev kütleler ya da ince taneler halinde karşımıza çıkmaktadır. Kalsit çoğunlukla beyaz renktedir. Ancak sarı, kırmızı, mavi, yeşil, gri, kahverengi ve siyah renklerde de olabilmektedir. Kristal yapıda olanları camsı, saydam ya da yarı saydam görünüşlüdür. Kristalleri altıgen (hekzagonal) sisteme sahiptir.  

 
Kyanit
Kyanit
Kyanit (Kyanite)
Kimyasal açıdan aynı formüle sahip olmalarına karşın farklı mineral türleri halinde gelişen jeolojik meteryallere polimorf adı verilmektedir. Kyanit güzel bir polimorf örneğidir. Her biri ayrı birer mineral olmasına rağmen kıyanit, silimanit ve andaluzitin kimyasal formülleri tamamen aynıdır. Bunlar arasındaki farklılık yoğunluklarına dayanır. Bu da oluşumları sırasında maruz kaldıkları basınç ile ilgilidir. Bir alüminyum silikat bileşeni olan kyanit, saydam ve yarısaydam yapıda olabilmektedir. Görünüm olarak camsı bazen de sedefli bir yapı gösterir. Sertlik derecesi işlendiği açıya bağlı olarak değişmektedir. Sertliği çapraz işlenirse 4-5, düzlem boyunca işlenirse 6-7 arasında değişmektedir. Kristal yapılı olan kyanitin kristalleri, triklinik sistem adı verilen hiçbir yüzün diğeri ile aynı boyut ve açılarda olmadığı yapıda şekillenmiştir. Renk olarak mavi ve mavinin tonları en yaygın görülen rengidir. Nadiren yeşil, sarı, gri, kahverengi ve beyaz türleri de bulunmaktadır. Kristal yapılı güzel örnekleri değerli taş olarak takı yapımında kullanılır. Genellikle kubbeli kabaşon şeklinde kesilir. Kıyanitin kesilme nedenlerinden en önemlisi taşın sahip pleokroizm özelliğini ortaya çıkartabilmektedir. Pleokroizm, taşın tutulduğu açıya ve ışığın kaynağına bağlı olarak farklı renkler yansıtmasına verilen isimdir. Kyanit, dünyada Brezilya, Hindistan, Kenya, Pakistan, İsviçre, Amerika, Rusya gibi ülkelerde çıkartılmaktadır. Ülkemizde ise, Balıkesir, Bilecik, Bitlis, Bursa, Eskişehir ve Manisa’da bulunmaktadır. 

 
Lüle taşı
Lüle Taşı Pipo
Lüle Taşı / Eskişehir Taşı (Alm. Meerschaum)
Hidrosilikatlar grubundan bir kil minerali olan lüle taşı, magnezyum silikat ağırlıklı bir yapılanma gösterir. Sertlik derecesi 2 ile 2.5 arasında değişen lüle taşının işlenmesi son derece kolaydır. Bu nedenle ağırlıklı olarak hediyelik eşya, biblo ve pipo yapımında kullanılmaktadır. Rengi genellikle beyaz, krem ve sarımtırak tonlardadır. Doğada yumrular halinde bulunmaktadır. Yumruların büyüklüğü elma ile karpuz boyutuna kadar değişiklik göstermektedir. Lüle kelimesi Farsça kökenlidir ve tütün içmeye yarayan çubuklu ağızlıklara verilen isimdir. Eskiden lüle taşından çoğunlukla bu tür ağızlıklar yapıldığından taşın adı da ‘lüle taşı’ olarak dilimize yerleşmiştir. Ülkemizde Eskişehir ilimizde çıkartıldığından ‘Eskişehir taşı’ adıyla da bilinen lüle taşı, dünyada daha çok ‘meerschaum’ adı ile tanınmaktadır. Bu adlandırma Almanca kökenlidir ve ‘denizköpüğü’ anlamına gelmektedir. 1847 yılında E. F. Glocker adlı bir araştırmacı mürekkep balığı (speia) kemiklerine benzerliğine dayanarak lüle taşı için ‘sepiyolit’ kelimesini kullanmıştır. Bu kelime günümüzde de bazı kaynaklarda lüle taşı için kullanılmaktadır. 
Arkeolojik araştırmalar ülkemizde lüle taşı kullanımının günümüzden 5000 yıl öncesine kadar uzandığını ortaya çıkarmıştır. Demirci Höyük kazılarında MÖ. 3000 yılına ait lüle taşı eşyalar ortaya çıkartılmıştır. Lüle taşı, Osmanlı Devleti döneminde ihraç etmiş olduğumuz ilk yeraltı kaynaklarımızdan biridir. Eskişehir’de 18. yüzyılın ortalarından itibaren işletilmeye başlanan lüle taşı ocakları, günümüzde de kullanılmaktadır. Türkiye eskiden beri lüle taşı rezervi açısından dünyada hep birinci sırada yer almıştır. Lüle taşına olan ilgi I. Dünya Savaşı sonrasında belirgin şekilde azalmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarla, lüle taşı işlemeciliği Eskişehir’de ve ülkemizde yeniden canlandırılmaya çalışılmaktadır.
  
Obsidyen Mızrak Ucu
Kar Tanesi obsidyen
Obsidyen (Obsidian)
Obsidyen, yanardağlardan püsküren lavların hızla soğuması ve kristalleşmeye yetecek zaman bulamadan donmasıyla oluşan volkanik kökenli doğal bir cam türüdür. Sertliği pencere camından biraz daha fazladır. Obsidyenlerin çoğu silisyum açısından zengin bileşimler oluşturur. Bileşimi standart bir yapılanma göstermez bu nedenle bir mineral olarak değil, volkanik bir kaya türü olarak kategorize edilir. Gözle görünür bir kristal yapısı yoktur. İçinde % 1’den daha az su içerir. Camsı bir parlaklığa sahip olan obsidyen, genellikle siyah renklidir. Nemrut Dağı ve Tatvan bölgesinde yeşil rengi, Rize İkizdere bölgesinde ise kırmızı rengi çıkartılmaktadır. Çoğunlukla mat görünümlü olmakla birlikte yarı saydam görünümde olanları da bulunmaktadır. Bazı obsidyenlerin içinde damarlı ya da noktalı bir yapılanma görülebilir. Bazılarında ise ‘kar tanesi’ adı verilen gerçekten de kar tanelerinin yapısına benzeyen lekeli bir yapılanma bulunur. Bu tür obsidyenler daha değerli olarak kabul edilmektedir.
Obsidyen kırıldığında konkodial yapıda kırılır ve aynı cam gibi keskin kenarlar oluşturur. Keskin kenarları moleküler inceliğe kadar ulaşabilir. Bu özelliğinden dolayı taş çağı insanları tarafından çeşitli kesici aletler yapımında kullanılmıştır. Obsidyenin insanlık tarafından keşfedilmiş ve kullanılmış ilk taşlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde bile obsidiyen benzer amaçlarla değerlendirildiği görülmektedir. Tıpta doktorların cerrahi aletlerden biri olan neşterin keskin ucunun yapımında obsidyen kullanılmaktadır. Taş çağı insanları obsidyenden ok uçları, mızrak uçları, baltalar, kazıyıcılar, bıçaklar ve ayna gibi günlük kullanım eşyaları yapmışlardır. Sonraki dönemlerde obsidyenin takı taşı, küçük heykeller ve süsü eşyalarının yapımında da kullanıldığını görülmektedir. Her volkanik dağda obsidyen oluşmaz. Obsidyen oluşumu için genç volkanik yapılanmalar gerekir. Ülkemiz bu bakımdan şanslıdır. Bu nedenle Anadolu, taş çağından itibaren obsidyenin vatanı gibi algılanmıştır. Taş çağında Anadolu’da çıkartılan obsidyenlerin ham ya da işlenmiş olarak ticari bir meta olduğu ve bu kanalla çok farklı ülkelere taşındığı arkeolojik araştırmalar sonucu anlaşılmıştır. Bugün Anadolu’da Kapadokya bölgesi ile Bingöl-Nemrut bölgesi’nde zengin obsidyen yatakları bulunmaktadır. Günümüzde, obsidyen daha çok yuvarlak biçimde kesilip cilalanarak takı yapımında kullanılır. Koyu homojen  renkte olan obsidyenler ise çeşitli süs eşyalarının yapımında değerlendirilir.

 
Oniks Mermeri Lavabo
Oniks mermeri vazolar
Oniks / Oniks Mermeri (Marble Onyx)
Yunanca’da ‘Onyks’ olarak kullanılan ve tırnak anlamına gelen bu kelime Türkçeye ‘Oniks’ şeklinde girmiştir. Dilimizde oniks tanımlaması hem akiğin bir çeşidi için hem de bir tür mermer için kullanılmaktadır. Burada mermer olan oniks anlatılacaktır. Kireçtaşı ya da dolomitin ısı, basınç ve sulu çözeltilerin etkisiyle başkalaşıma uğraması sonucu ortaya çıkan kayaç türleri genel olarak mermer adıyla tanımlanmaktadır. Mermerler kendi içinde 4 ana gruba ayrılarak sınıflandırılırlar. Oniks mermeri bunlardan biridir. Oniks mermeri, kalsiyum karbonatlı soğuk kaynak sularının çökelmesi sonucu ortaya çıkan taşlardır. Daha kristalize ve saydam yapılarıyla diğer mermer türlerinden ayrılırlar. Mermerlerde ışığı geçirebilme özelliği saydamlık olarak tanımlanmaktadır. Oniks mermeri 1-4 cm arasında değişen derinliklere ışığı geçirebilir. Mermerlerde ise ışık geçirgenliği yoktur. Oniks mermerlerinin diğer mermer türlerine göre daha sert bir yapıları vardır. Bu nedenle işlenmeleri daha zordur. Renk olarak genellikle beyaz, yeşil, sarı ve kırmızı olarak bulunurlar.
Dekoratif ve kullanıma yönelik çeşitli objelerin yapımında kullanılan oniks mermerinden vazo, kül tablası, kalemlik, isimlik, şekerlik, mumluk, şamdan, çeşitli biblolar, hayvan biçimli dekoratif ürünler, kahve fincanları, çeşitli takılar, takı kutuları, anahtarlık, satranç takımı gibi ürünler yapılmaktadır. Ülkemiz oniks mermeri yatakları açısından oldukça zengindir. Nevşehir’de Ürgüp, Avanos ve Hacıbektaş, Kırşehir’de Betlik köyü ve Terme, Manisa’da Akhisar ve Demirci, Bolu’da Mudurnu ve Seben, Sivas Yıldızeli, Konya Ereğli, Bilecik Söğüt, İzmir Torbalı, Ankara Çubuk, Tokat Turhal ve Denizli’de oniks mermeri rezervleri olduğu bilinmekte ve bu ocaklardan birçoğu günümüzde de işletilmektedir. Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesi’nde eskiden Bektaşilerin 12 imamı temsilen 12 köşeli olarak yaptıkları yıldız biçimli ‘Teslim Taşı’ adı verilen taşlar, oniks mermerinden yapılmadır. Bektaşilerin göğüslerine asarak taşıdıkları bu kutsal taşların güzel örnekleri, Hacıbektaş Veli müzesinde sergilenmektedir.

 

Rodonit
Rodonit Kolye
Rodonit (Rhodonite)
Kalsiyum ve demir bileşimli bir magnezyum silikat olarak tanımlanabilir. Nadir olarak yarı saydam olan rodonit genellikle mat görünümlüdür. Sertlik derecesi 6’dır. Triklinik biçimde yapılanmış olan kristallerine doğada ender olarak rastlanmaktadır. Bu tür örnekleri değerli taş olarak takılarda kullanılmaktadır. Anlam olarak Eski Yunanca’da ‘gül’ manasında kullanılan ‘rhodon’ kelimesinden gelmektedir. Rengi genellikle gülkurusu tonlarda pembedir. Kırmızıya ve turuncuya yakın tonlarda olanları da bulunmaktadır. Üzerinde siyah, koyu yeşil ve kahverengimsi tonlarda damarlar ve dendirit benzeri yapılanmalar bulunan çeşitleri yaygındır. Roma İmparatorluğu döneminde rodonitin, gezginleri ve seyahate gidenleri yoldaki yağmacılardan ve olumsuz hava koşullarından koruyacağına inanılırdı. Rodonit ilk kez 18. yüzyılın ortalarında Rusya’da bulunmuştur. Çarlık Rusya’sında düğünlerde hediye olarak verilenler arasında rodonitten yapılma eşyaların bulunduğu bilinmektedir. Dünyada Rusya, Avustralya İsveç, Brezilya ve ABD’de çıkartılmaktadır.

 
Spinel Kristali
Spinel taşlı bir yüzük
Spinel (Spinel)
Spinel, magnezyum alüminyum oksit bileşeni bir mineraldir. Sertlik derecesi 7.5 ile 8 arasında değişmektedir. Doğada saydam ve yarı saydam formlarda bulunabilir. Camsı görünümlü ve kristal yapılıdır. Kristalleri küp biçimli ve isometrik şekillidir. Çeşitli renkleri bulunmakla birlikte yaygın olarak rastlanan rengi vişne çürüğü şeklinde adlandırabileceğimiz bir kırmızı tonudur. Bu rengin yanı sıra kırmızının diğer tonları, pembe, eflatun, mor, yeşil ve mavi renklerde de rastlanmaktadır. Kırmızı rengini içindeki kromdan, mavi rengini ise demir ve kobalttan almaktadır. Bu nedenle mavi renk spineller, ‘kobalt spinel’ şeklinde adlandırılmaktadırlar. Kobalt spinel çok nadir bulunan bir spinel çeşididir.
Mücevher taşları arasında aranılan ve değer verilen spinel çeşitlerinden değerli takılar üretilmektedir. Çoğunlukla yakut ile karıştırılır ya da onun yerine kullanılır. İngiliz Kraliyet Sarayı’ndaki eskiden yakut zannedilen birçok mücevherin sonraki yıllarda spinel oldukları anlaşılmıştır. Bunların arasında İngiliz Kraliyet Tacı’nı süsleyen 170 karatlık ‘yakut’ da bulunmaktadır. Dünyada ‘Timur yakutu’ adıyla bilinen ve üzerinde Moğol imparatorlarının isimleri yazılı olan 361 karatlık yakutta aslında bir spineldir. 16. yüzyılın sonlarına doğru Birmanya’da keşfedilen spinel, günümüzde Birmanya, Sri Lanka, Tanzanya, Tacikistan, Vietnam, Afganistan, Brezilya, Kenya ve Madagaskar gibi ülkelerde çıkartılmaktadır.

 
Topaz
Topaz taşlı bir takı
Topaz (Topas)
Topaz, granit ve diğer magmatik kayaçlarda bulunan, alüminyum silikat ve flüor bileşimli bir mineraldir. Değerli taşlar arasında eski dönemlerden beri güzelliği ile haklı bir yer edinmiştir. Yaygın bulunan rengi saman sarısı, şarap sarısı olarak adlandırabileceğimiz sarının açık tonlarıdır. Bu nedenle ‘sarı yakut’ adıyla da bilinir. Sarının yanı sıra açık kahverengi, açık mavi, açık yeşil ve açık kırmızı tonları vardır. Katışıksız olanları renksiz (beyaz) olur. Taşın rengi çoğunlukla kararsızdır. Güneş ışığında rengini kaybedebilir. Örneğin Sibirya’da çıkartılan kahverengi topaz güneş ışığında beyazlaşır. Isıtıldığında ise rengi pembeleşmektedir. Bu şekilde ısıtılarak elde edilmiş topazlar ‘Brezilya yakutu’ adıyla anılırlar. Çok ender bulunan kırmızı topaz da aynı adla anılmaktadır.
Topaz, camsı görünümlü, saydam ve yarı saydam olarak bulunan sert bir taştır. Sertlik derecesi 8’dir. Kristalleri genellikle dörtgen şeklinde olmaktadır. Topaz çok eski dönemlerden bu yana güzelliğin ve ihtişamın simgesi olarak bilinmiştir. Romalılar topazı Jüpiter’e adamıştır. Topaz, dünyada pek çok ülkede çıkartılmaktadır. Bunların başında Brezilya gelmektedir. Topaz, elmasla aynı özgül ağırlığa (3.5) sahip tek mineraldir. Beyaz topaz fasetli biçiminde kesildiğinde elmas ile karıştırılabilir. Konunun uzmanları bile bu durumda Mohs cetvelinde taşları test etmek durumunda kalmaktadırlar.

Turkuaz, hidratlı bakır, alüminyum ve fosfat bileşiminden oluşan değerli bir taştır. Mavi ile yeşilimsi mavi arasında değişen bir rengi vardır. Bu renk genellikle gök mavisi şeklinde ifade edilmektedir. Dünyada camgöbeği yeşili ya da Türk mavisi olarak adlandırılan renk turkuaz rengidir. Turkuaz, mavi rengini içersindeki bakırdan alırken, yeşil tonlarını demir ve krom karışımından almaktadır. Saydam olmayan ve mumsu bir yapısı vardır. İçinde genellikle çatlak gibi görünen damarlı bir yapı görünür. Bu yapı içine karışmış değişik minerallerden kaynaklanmaktadır. Gök mavisi tonlarında olanlar, damarsız ve lekesiz yapıda olanlar daha değerli olarak kabul edilirler. Sertliği Mohs cetvelinde 5 ile 6 arasında değişiklik gösterir. İşlenirken genellikle fasetli kesilmez yuvarlak kesim yapılır ve cilalanarak kullanılır. İyi cila kabul eder. Zaman içinde kullanıldıkça parlaklığı azalır ve renginde açılmalar olabilir. Yağa karşı hassadır. Yağı emer ve renginde zamanla bozulma oluşur.
Turkuaz, ülkemizde ‘firuze’ adıyla da bilinmektedir. Firuze adlandırması dilimize Farsça’dan,  Turkuaz adlandırması ise dilimize Fransızca’dan girmiştir. Eski dönemlerde Türkiye üzerinden Fransa’ya gönderilen bu taşa, Fransızlar ‘Türk’ten gelen’ anlamına ‘turqois’ demişlerdir Sonradan bu kelime Türk mavisi anlamında ‘Turquoise’ şeklinde yerleşmiştir. Günümüzde de dünya ülkelerinde bu şekilde kullanılmaktadır. Eski Mısır’da mücevher yapımında kullanılan Turkuazın genellikle sihirli bir taş olduğu ve insanları kötü durumlardan koruduğuna inanılmıştır. Özellikle Aztek, Maya ve Kızılderililerde bu inançlar oldukça güçlü olmuştur. Günümüzde de nazardan koruması için takılan nazar boncukları turkuazdan yapılmakta ya da turkuaz renkleri taşımaktadır. Bugün başta İran olmak üzere, ABD, Meksika, İsrail, Afganistan ve Çin en önemli turkuaz üreticileridir. Kaliteli turkuazlar İran'ın kuzeyindeki yataklardan çıkartılmaktadır. Günümüzde suni olarak da üretilen Turkuaz, gerçek Turkuaz'ın önemini azaltmıştır. Bazen uzmanlar bile gerçek ve suni turkuazları birbirinden ayırmakta zorlanmaktadırlar.

 
Ağırlıklı olarak alüminyum, bor ve silikat içeren bir mineraldir. Kristal ya da masif yapılı olabilir. Kristalleri birbirine paralel ince ışınsal çizgileriyle dikkati çeker. Camsı görünümlü, sert bir mineral olan turmalin genellikle saydam yapılıdır. Sertlik derecesi 7 olarak belirlenmiştir. Turmalin doğada nerdeyse her renkte bulunabilme özelliğine sahiptir. Genellikle rastlanan renkleri yeşil, mavi, pembe, kırmızıya yakın koyu pembe ve siyahtır. Kristal yapılı olmayanlar ve siyah renkli olanlar takı taşı olarak kullanılmazlar. Bunların haricindekiler çoğunlukla değerli takı taşları arasında yer alır. Turmalinin renk çeşitliliği içerisinde bulunan yabancı maddelerle ilgilidir. Yapısındaki küçük bir farklılık bile tamamen farklı renklere bürünmesine yol açabilir. Turmalin çeşitleri, renklerine göre farklı isimlerle adlandırılırlar. Eski Mısır inanışına göre, turmalin, dünyanın derinliklerinden yeryüzüne çıkarken gökkuşağından geçmiştir ve gökkuşağının tüm renkleri bu taşa hapsolmuştur. Günümüzde ‘gökkuşağı taşı’ olarak adlandırılmasının temelinde de bu anlayış yatmaktadır. Taş, bütün gökkuşağı renklerinde parladığı için Antik Çağ’da insanlar ışığın, taşın içinden kaynaklandığını düşünmüşlerdir. Bu nedenle tedavi taşı olarak kabul görmüş ve muska taşı olarak koruyucu amaçlarla kullanılmıştır. Turmalinin ilginç olan bir diğer özelliği ise, bazı turmalin çeşitlerinin farklı ışık ve dalga boylarında çeşitli renklere bürünmesidir. Bu renk oyunlarına dikroizm (iki renklilik) denilmektedir. Yurdumuzda, Yozgat-Doğankent, Diyarbakır-Lice, Aydın-Çine ve Karacasu, Malatya-Pötürge gibi bölgelerimizde turmalin yatakları bulunmaktadır.

 
Zebercet
Zebercet takı taşları
Zebercet (Peridot)
Zebercetin en önemli özelliği sadece tek bir rengi olmasıdır. Bu renk yeşildir. Ancak yeşilin değişik tonlarında olabilir. Sarı-yeşil, altınımsı yeşil, kahverengimsi yeşil, koyu yeşil gibi tonları vardır. Renk tonları, içinde bulundurduğu demir, nikel ve krominyum oranıyla yakından ilgilidir. Zebercet, cam parlaklığında, yağlı görünümlü ve saydam yapılıdır. Sertlik derecesi 6.5 ile 7 arasında değişmektedir.
Arapça kökenli ‘zebercet’ kelimesi Osmanlı Devleti döneminde, yeşil renkli değerli bir taş çeşidini tanımlamak için kullanılıyordu. Kelime Arapça’dan dilimize aynı şekilde girmiştir. Zebercet Kızıldeniz yakınlarında bulunan bir adanın adıdır (Zagbargat Adası). Taşların ilk kaynağı bu ada olduğu için buradan getirilen taşlara da zebercet denilmiştir. Zebercet taşı dünyada ‘peridot’ adıyla tanınmaktadır. Peridot aslında tek bir mineral değildir. Fayalit ve forserit minerallerinin birleşiminden oluşmaktadır. Peridot kelimesi Yunanca kökenlidir ve ‘zenginlik veren’ anlamında peridona kelimesinden türetilmiştir. Peridot, olivine mineralinin bir çeşididir. Bu nedenle bazı kaynaklarda zebercet anlamında ‘olivine’ kelimesinin de kullanıldığı görülmektedir. Halk arasında bazı yörelerde ‘yılan taşı’ şeklinde adlandırıldığı olmaktadır. Bu adlandırma yılan zehrinin yeşil renk olduğunun düşünülmesindendir.
4000 yıldan fazla bir zamandır değerli taş olarak çıkarılan zebercet, Eski Ahit'te İbranice adıyla pitdah’ olarak adı geçen taştır. Zebercetin Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın en sevdiği değerli taş olduğu söylenir. Zebercet diğer birçok değerli taşla, hatta zümrütle karıştırılmıştır. İngiliz Kraliyet hazinelerindeki birçok zümrüdün zebercet olduğu sonradan anlaşılmıştır. Zebercet, zirkonla, yeşil garnet ve yeşil turmalin ile de sıklıkla karıştırılmaktadır. Son yıllarda Keşmir yakınlarında bulunan yeni peridot madenlerinden büyük boylarda ve çok güzel renklerde taşlar çıkartılmıştır. Böylece zebercet taşı yeniden gündeme gelmiş ve aranılan bir taş olmuştur. En güzel peridotlar, Pakistan ve Afganistan arasındaki sınırdan gelir. Çin, Amerika, Avustralya, Brezilya, Kenya, Meksika, Seylan’da da çıkartılmaktadır. Burma’dan gelen, parlak yeşil ve ipeksi ışıltı veren taşlar diğer ülkelerden gelenlere oranla daha pahalıdır.

 
Mavi zirkon yüzük
Kırmızı Zirkon
Zirkon (Zircon)
Zirkonyum silikat bileşimli bir mineraldir. Zirkonyum sanayide geniş bir kullanım alanına sahiptir. Sertlik derecesi, 7.5 olan zirkon kristalleri, doğada oldukça ender bulunmaktadır. Kristal yapısı dörtgen olarak şekillenmiştir. Mücevher olarak kullanılan taşların en ünlülerinden biri olan bu kristaller tamamen renksiz olabildiği gibi, kahverengi, yeşil, mavi, açık kırmızı ve sarı renklerde de olabilmektedir. Zirkonun farklı renkleri farklı isimlerle adlandırılmaktadır. Doğada genellikle kahverengi çeşidi bulunmaktadır. Bu renk taşlar ısıtılarak şeffaf ve renksiz hale getirilmekte, sonrasında ise takı taşı olarak kullanılmaktadırlar. Isıtılan taşlar doğal özelliklerini belli oranlarda kaybetmekle birlikte görünüm açısından daha gösterişli hale gelmektedirler. Renksiz olan zirkonlar ise genellikle pırlanta yerine kullanılmaktadır. Uzman olmayan kişilerin aynı biçimde kesilmiş pırlanta ve zirkonu birbirinden ayırabilmesi oldukça zordur. Bu nedenle pırlantanın bilinen en iyi taklitleri zirkon kullanılarak yapılanlarıdır. Pırlanta taklidi olarak yapılmış zirkonlara ‘kübik zirkon’ denilmektedir. Kübik zirkonu tespit edebilmenin en basit yolu beyaz bir kağıda düz bir çizgi çizmek ve zirkon taşı çizginin üzerine bırakmaktır. Eğer üstten baktığımızda çizgiyi görebiliyorsak taşın kübik zirkon olduğuna rahatlıkla karar verebiliriz. Test etmek istediğimiz taş yüzük üzerindeyse, çıplak gözle taşın külahına bakmak gerekir. Eğer külahın ucu kolaylıkla görülebiliyorsa bu taş kübik zirkondur. Külahın ucu zor seçiliyorsa pırlantadır. Pırlantanın parıltısı çok fazla olduğu için, külah ucunu ilk bakışta görebilmek kolay değildir.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız: